|
| |||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Hakkımızda | Künye | Reklam İletişim | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS
|
|||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||
KATEGORİLER
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR
|
Türkiye ne yapmalıABDULLAH KARATAŞ / Orta büyüklükte bir ekonomi olmasına ve mortgage krizine doğrudan maruz kalmasına rağmen Türk ekonomisi de krize karşı sağlam durumdadır. Ancak Türk ekonomisi bankalarda yaşanan kredi sıkışıklığı ve küresel likidite krizi nedeniyle doğrudan olmasa da dolaylı olarak etkilenecek. Türkiye`nin kendine sağlam bir rota çizebilmesi için hükümetin siyasi reformlara devam etmesi gerekiyo
Bir önceki yazıda küresel ekonomiyi adeta bir girdaba sürükleyen krize nelerin neden olduğunu yazmıştık. Şimdi ise artık bu krizin tam da göbeğindeyiz ve akla gelen, acil yanıt verilmesi gereken bazı sorular var karşımızda: 1)kriz ne kadar sürecek, 2)neler yapabiliriz, ya da yapmalıyız ve 3)krizin uzun vadeli ne gibi etkileri olacak?
İlk soruya ne yazık ki olumlu bir yanıt veremiyoruz. İçinde bulunduğumuz finansal anlamda kötü yönetimden kaynaklanan kriz ortamı bugün reel ekonomiye sıçrıyor ve yaşanan likidite sorunları bizlerle en az iki ya da üç sene birlikte olacak gibi görünüyor. İkinci soruya ise nispeten daha basit bir yanıt vermek mümkün, seçim döneminde yaşanan popülizme rağmen çözüm çok az şey yapmaktan, hatta hiçbir şey yapmamaktan geçiyor. Uzun vadeli sonuçlar konusunda ise, Amerikan ekonomisi dünyanın üstün ekonomisi olmaya devam edecek. Üzerinde adeta bahisler oynanan 700 milyar dolarlık yardım paketi ve son dönemde FED`in ticari kimi kâğıtları satın alma planı ve son anda da Avrupa Merkez Bankası ile paralel olarak faizlerde yaşanan indirim, piyasalara yardımdan ziyade seçim dönemi popülizmi sinyali veriyor. Ek olarak, FED`in müdahaleci duruşu, atanmış bürokratların mümkün olduğunca fazla güç sahibi olma (veya toplama) ve onu kullanmaya olan doğal eğilimlerini (veya kullanma isteklerini) yansıtıyor. Amerikan Hükümeti hareketsiz kalmak istemiyor, özellikle de seçimlere bu kadar yaklaşılmışken. AMERİKA FAZLA PARA MI AKTARDI Türkiye`de 2001 yılındaki krizde Ecevit Hükümeti`nin finansal sisteme aktardığı para, milli hâsılası yaklaşık olarak 250 milyar dolar olan bir ülkenin ekonomisinin yüzde 16`sına denk gelen 40 milyar dolar civarında oldu. Amerika`da ise kurtarma paketi milli hâsılanın yaklaşık olarak yüzde 5`i kadar oldu. Eğer Türkiye`dekine paralel bir kurtarma operasyonu olsaydı, Amerikalı vergi ödeyenlerin `sokağa` döktükleri miktar yaklaşık olarak 2.25 trilyon dolar olacaktı. Amerikalı seçmenler ve Amerikan Meclisi ilk olarak 700 milyar dolarlık paketten kaçınmak istediler, zira fazla `Wall Street` dostu bir paketti. Paketin bazı koşullarının hafifletilmesi ile paket vergi ödeyenlerin geneline daha çok hitap etmeye başladı. Geçen hafta tartıştığımız üzere, hükümet bu krizde ne kadar az şey yaparsa, ekonominin uzun vadedeki dengesi için daha iyi bir seçim olacak. Yanlış yönetilen kurumlara kurtarma operasyonları düzenlemek vergi ödeyenler açısından ahlaki bir tehlike yaratıyor, zira eğer yardım edilmezse bu tür kuruluşlara, vergi ödeyenlerin paraları çarçur edilmemiş ve popülist bir tehlikeden de kaçınılmış olunacak. Ayrıca bu tür bir disiplin sağlanması ile banka yöneticilerinin merhametsiz piyasa tarafından cezalandırılması sağlanacak. Üzüntü veren gerçek ise, finansal piyasalar, geçtiğimiz on yıl içerisinde kredi müdahalelerinin yaratacağı sarhoşluğu yaşayabilir. TÜM EKONOMİLER KÜÇÜLECEK İleriye bakacak olursak, reel faiz oranları tarihsel olarak en düşük seviyelerde seyrediyor, beş yıllık takas oranlarının bu denli yüksek olduğu bir dönemde bankaların kredi vermesi iyice zorlaştı. Kurumsal kredilerin zamana yayıldığı ve kurumların borçlarını ödeyemedikleri bir ortamda, artık para kazanmak her zamankinden çok daha zor. Tüketiciler ve işletmeler likidite ve kredi krizi ile karşı karşıyalar. Daha az iş ve daha az gelir nedeniyle fabrikalar ve işletmeler artık işçi çıkarımlarına başlayacak, reel ekonomi iyice zor durumda kalacak. Ekonomik durgunluk olarak bu kriz önümüzdeki yıllarda bizlerle birlikte olmaya devam edecek. Sonunda, Amerikan ekonomisi her zamankinden daha güçlü olarak bu krizden çıkacak. Sağlam kurumları, mülkiyet hakkı ve hukuk düzeni sayesinde Amerikan doları dünya üzerinde rezerv para olarak kullanılmaya devam edecek, doların son günlerdeki artışı da bu durumu kanıtlıyor. Esnek, aynı zamanda sıkı eğitim sistemi ve işgücü piyasaları sayesinde Manhattan Wall Street`te işten çıkarılan bir çalışan kısa bir süre içerisinde Kaliforniya`ya gidebilir. Ya da Detroit`te işten çıkarılan bir otomotiv işçisi, başka bir eyalete gidebilir ve bir sendikaya üye olmadan yeni bir işe girebilir. Ancak benzeri durumlar Avrupa`da söz konusu değil. Bir işçinin Marsilya`dan Almanya`ya taşınması kolay değil, yeni bir kariyere başlama şansı çok daha düşük. Ayrıca göçmen politikalarına da bakacak olursak, bugün Amerika dünya üzerinde en parlak beyinleri kendine çekebilen bir ülke, ayrıca kayıt dışı göçmenlerle beraber insan kaynakları hızla yenilenen, uzun vadeli ekonomik büyüme için elverişli bir ortam yakalayabilecek bir Amerika var karşımızda. Çok uzaklara değil, John McCain`e bakalım, yedi çocuklu aday başkanlık için yarışıyor, Sarah Palin de keza benzer şekilde beş çocuk annesi bir aday. TÜRKİYE SİYASİ REFORMLARA DEVAM ETMELİ Orta büyüklükte bir ekonomi olmasına ve mortgage krizine doğrudan maruz kalmasına rağmen Türk ekonomisi de krize karşı sağlam bir pozisyon almış durumda. Ancak Türk ekonomisi bankalarda yaşanan kredi donması ve küresel likidite krizi nedeniyle doğrudan olmasa da dolaylı olarak etkilenecek. Türkiye`nin kendine sağlam bir rota çizebilmesi için hükümetin siyasi reformlara devam etmesi gerekiyor, ayrıca yasama ve diğer kritik kurumların ve ekonominin de reforme edilmesi lazım. Eğitime yapılan yatırımlar her ne kadar son dönemlerde artsa da, hala yeterli değil. 70 milyonluk Türkiye`de 140 üniversite varken, 300 milyonluk Amerika`da bu rakam 4000. Ayrıca Amerika`daki üniversitelerin Türkiye`deki benzerlerinden, hem özel olanlar hem de devlet üniversiteleri açısından çok daha yüksek meblağlarda destek aldığını vurgulamak gerekiyor. Türk ekonomisinin liberalleşmesini sağlayacak, daha çok doğrudan yabancı yatırım girişi sağlayacak ortam hazırlanmalı. Siyasi ve diğer kurumsal reformlar, siyasi ortamın istikrarlı olması, hukukun üstünlüğünün sağlanması gibi faktörler daha çok yabancı yatırımı sağlayacak hamleler olacaktır. Ayrıca AB hedefinde olmak ve Avrupa ortak piyasasına dahil olma potansiyeli Türkiye için istikrar konusunda kilit bir rol oynayacaktır. Siyasi istikrar da reel faizlerin makul seviyelere inmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca mikro reformlar, örneğin bazı vergilerin elimine edilmesi, bürokratik engellerin ortadan kaldırılması, KOBİ`lerin desteklenmesi, KOSGEB gibi kurumların daha çok desteklenmesi sayesinde bu işletmelerin daha rekabetçi bir hale gelmeleri sağlanabilir. Daha çok ekonomik rekabetin sağlanması ile , daha çok yabancı yatırım gelecek, monopolleşme zayıflayacaktır. Bugün Türkiye`nin yaptığı ihracat Mittal Steel veya Tata gibi şirketlerle kıyaslandığında hala çok zayıftır. Türk şirketleri, 14 trilyon dolarlık piyasaya, 300 milyon kişilik nüfusuyla Amerikan piyasasına girmeye özen göstermelidir. Türkiye`nin hiçbir mazerete sığınmadan bu atılımları biran önce pratiğe koymaya çalışmalıdır. * Natixis Bankası Başkan Yardımcısı / abdullah.karatash@aya.yale.edu
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
Sponsor Firma Videoları
SON DAKİKA HABERLERİ![]()
|
|||||||||||||||||||||||
|
haberelektrik.com Bir ENFORMASYON MEDYA GRUBU Kuruluşudur. Tüm Hakları Saklıdır.
| |||||||||||||||||||||||||